Genel

İnsanlık tarihinin alametifarikası: Yapay zeka

Varoluşunun başlangıcından günümüze savaşlar, buluşlar, önemli sosyal ve ekonomik gelişmelerle şekillenen dönemlere tanıklık eden insanlık tarihi, yakın çağın son yüzyıllarında yeni bir kavramla buluştu: Yapay zeka.

İnsanlık tarihinin alametifarikası, belki de yeni bir tarihsel dönemin başlangıcı olacak yapay zeka kavramı insanlığı olumlu ya da olumsuz ve olabildiğine baskın bir şekilde etkilemeye başladı ve gelecekte de etkilemeye devam edecek.

Yapay zeka basitçe “insan zekasının bilişsel işlevlerini taklit eden yapay bir sistem” olarak tanımlanabilir. Henüz insanın bilişsel ve davranışsal tüm işlevlerini tümüyle taklit edemiyor olsa da dünya çapında yürütülen bilimsel çalışmalar bu gelişmelerin yakın gelecekte gerçekleşebileceği sinyalini veriyor.

Makineler düşünebilir mi?

Dartmouth konferansından altı yıl önce, 1950 yılında Alan Turing, “Computing Machinery and Intelligence” adlı bir makale yayınlar ve makalesinde “Makineler düşünebilir mi?” sorusunu tartışmaya açar.

Matematiksel mantığın soyut bir probleminden yola çıkarak günümüz bilgisayarlarını kuramsal olarak icat eden dahi, literatüre Turing Testi olarak geçen bir oyunla, insanlarla aynı zihinsel yetiye sahip bir sistemin varoluşunu irdeler, sunduğu ispatlarla bu varoluşun gerçekliğini savunur.

Turing’in, The Imitation Game adını verdiği oyunda 3 karakter vardır: Bir bilgisayar (A), bir insan (B) ve soruları soran bir kişi (C). Soruları soran kişi sorularını bir klavye ile oyunculara iletir ve oyuncuların verdiği cevapları bir ekran aracılığıyla onlardan alır. Sorularını sorarken de bilgisayarla mi yoksa insanla mı haberleştiğini bilmez.

Oyunun sonunda soruları soran kişiden oyunculardan hangisinin insan, hangisinin bilgisayar olduğunu söyleyebilmesi beklenir. Peki burada Alan Turing’in beklediği sonuç bu mudur? Tabii ki hayır.

Turing burada bir bilgisayarın bir insanı ne kadar taklit edebileceğini görmek istemektedir. Oyunun amacı oyunun adında gizlidir!

İnsan becerilerine karşı yapay zeka

John McCarthy’nin Dartmouth konferansında yapay zeka ismiyle can verdiği kavram, literatürde şu ana kadar yapılan çalışmalardaki edinimler ve gelecekteki kullanım kapasiteleri göz önünde bulundurularak 3 ana kategoriye ayrılıyor.

Yapay Dar (Zayıf) Zeka (Artificial Narrow Intelligence, ANI)

Yapay Dar ya da Zayıf Zeka (YDZ) olarak isimlendirilen bu kategori insanlığın bugüne kadar yapay zeka alanında yaptığı tüm edinimlerin karşılığı olarak ifade ediliyor. Belirli bir alandaki spesifik görevleri yerine getirmeyi amaçlayan çalışmalar YDZ kapsamına giriyor. Satranç ya da Go oynayan yazılımlar, Google Çeviri, Siri, satın alma önerileri sunan uygulamalar ya da birden fazla YDZ koordinasyonu ile çalışan otonom araçlar bu sınıflandırmanın içindeki en bilinen örnekleri oluşturuyorlar.

Yapay Genel Zeka (Artificial General Intelligence, AGI)

Yapay İnsan-Seviyeli ya da Yapay Güçlü Zeka olarak da adlandırılan bu kategoride insanların yapabileceği tüm bilişsel faaliyetleri gerçekleştirebilen, çevresini insan gibi algılayan ve anlayan sistemler söz konusu.
Yani YGZ’de insanlar gibi düşünen, hayal eden, icat eden, yaratan ve üreten bir sistemler bütününden bahsediyoruz. Ancak bu henüz gerçekleşmiş değil.

Yapay Süper Zeka (Artificial Super Intelligence, ASI)

Yapay Süper Zeka sınıflandırmasına dahil olabilecek çalışmalar, insan seviyesindeki bilişsel ve davranışsal faaliyetleri gerçekleştirmenin çok ötesindeki becerilerin, yapay zekanın gerçekleştirilebileceği gelişmelerini kapsıyor.

Bu gelişmeler henüz sadece ütopyadan ibaret. Ancak bilgisayar mühendisi ve fütürist Ray Kruzweil’e göre; Yapay Süper Zeka alanında yapılacak gelişmeler Yapay Süper Zeka alanındaki gelişmeleri tetikleyecek ve kendisinin “insanlık tarihinin ivme kanunu” olarak adlandırdığı bu süreç, insanlık gelişiminin en hızlı ve eksponansiyel olarak ilerlediği süreç olacak.

Nasıl bir gelecek?

Peki tüm bu örnek ve sınıflandırmalarda, kavramın doğuşundan gelişimine ön görülen tüm senaryolarda biz insanoğlunu nasıl bir gelecek bekliyor?

Bu soruların cevabı henüz kimsede yok. Ancak her konuda olduğu gibi burada da görüş bildirenler iki kategoriye ayrılıyorlar.

Optimist bakış açısıyla, teknolojik gelişmelerin nüvesindeki iyiliği görenler: Onlara göre atılacak her adım, yazılacak her kod, geliştirilecek her algoritma insanlık tarihine mutluluk getirmek üzere hayata geçirilmesi gereken aksiyonlardan ibaret.

Pesimist bakış açısıyla, dünyayı yapay zekanın ele geçireceğine inananlar: Sophia’nın ve Ex Machina’nın Ava’sının dünyaya kanlı bir gelecek ve savaş getireceği inancıyla, her gün yarattıkları distopyalarını çeşitlendiriyorlar.

İnsana dair: Yapay zeka ve güç

Gelecek henüz yazılmadı. Geçmişi ise hep birlikte yaşadık. Bu nedenle sadece iyimser ya da kötümser bakış açılarıyla düşünmek bizleri yanıltacaktır.

Dünyadaki tüm bilgi parçacıklarının birbiriyle buluştuğu bu çağda, önümüzdeki yıllara bakış açımızı, insanlığımız, vicdanımız, aklımız ve beynimizin yadsınamayacak uyumundan oluşan bir filtreden geçirmeli, geçmişten süzerek elde etmeliyiz.

Zira geleceğimizi, yapay zekanın ve daha nice teknolojik güç kaynaklarının kimin elinde, nasıl ve ne şekilde kullanılacağı belirleyecek.

Önemli olan zekayı yapaylaştırırken, koruduğumuz insanlığımız olacak.

Paylaş

İlgili yazılar

Close