Gelişim

Karanlık madde gizemi çözülüyor mu?

Gezegenler, yıldızlar, asteroitler ve galaksiler… Kulağa ne kadar büyük geliyor değil mi? Aslında tüm bu gözle görebildiğimiz şeyler evrenin sadece %5’ini oluşturuyor. Geri kalan bölüm ise karan enerji ve karanlık maddeden oluşuyor. İşte karanlık madde hakkında bilmeniz gerekenler.

Bilim, fizik ve astronomide pek çok gelişme yaşanmasına karşın hala evrenin büyük bir kısmı hakkında çok az şey biliyoruz. Fakat bu tamamen umutsuz bir durumda olduğumuz anlamına gelmiyor. Kara madde olarak adlandırılan bu gizemli madde hakkında bildiğimiz çok şey var.

Gökbilimciler 1920’li yıllardan bu yana evrenin çıplak gözle görüldüğünden daha fazla madde içerdiğini varsaydılar. Aradan geçen zamanda karanlık madde ile ilgili birçok araştırma yapıldı ve doğrudan bir kanıt bulunamamasına karşın güçlü olanaklar ortaya çıktı. Yapılan araştırmalar sonucu elde edilen doneler bu teoriye yönelik inançları artırıyor.

Baryonik madde olarak adlandırılan malzeme protonlardan, nötronlardan ve elektronlardan oluşuyor. Çoğu bilim insanı karanlık maddenin baryonik olmayan maddeden oluştuğunu düşünüyor. Baryonik olmadığından, yani protonlardan ve nötronlardan oluşmadığı için karanlık olduğu düşünülüyor. Gökbilimcilere göre yine bu sebeple fotonlarla etkileşime girmediği anlaşılıyor.

Evrendeki başka “görülmeyen” bir kitlenin varlığı ilk olarak 1933 yılında Fritz Zwicky tarafından ortaya atıldı. Zwicky bunun sadece yerçekimi etkisiyle saptanabileceğine inanıyordu. Fritz Zwicky’nin açtığı bu pencere yıllardır açık ve gökbilimciler bu pencerenin uzandığı karanlık hakkında fikirler üretmeyi sürdürüyor.

Burada sıkça karıştırılan nokta ise karanlık madde ve karanlık enerji benzerliği. Her ne kadar karanlık madde, evrenin büyük bir bölümünü oluştursa da, bu sadece evrenin dörtte birine karşılık geliyor. Evrenin büyük bölümünde ise karanlık enerji hakim.

Bilim adamları, uzayda bulunan geniş cisimlerin kütlesini hareketlerini inceleyerek hesaplıyor. Örneğin Albert Einstein, evrendeki devasa nesnelerin mercek olarak kullanılmalarına izin vererek ışığı eğip büktüğünü gösterdi. Gökbilimciler ise ışığın galaksi kümeleri tarafından nasıl çarpıtıldığını inceleyerek evrendeki karanlık madde haritasını oluşturabildiler. Bu yöntemlerin tümü, evrendeki maddenin çoğunun henüz görülmeyen bir şey olduğuna dair güçlü emareler olarak değerlendiriliyor.

Alfa Manyetik Spektrometresi

Karanlık maddenin sıradan bir maddeden farklı olduğu düşünülse de bu alışılmadık materyali tespit etmek adına çeşitli çalışmalar yapılıyor. Örneğin Uluslararası Uzay İstasyonu’ndaki hassas bir parçacık dedektörü olan Alfa Manyetik Spektrometresi (AMS), 2011’de kuruldu ve o tarihten bu yana bu konuda çalışmalar gerçekleştiriyor. AMS’nin bugüne kadar detektörlerinde 100 milyardan fazla kozmik ışın çarpımını izlediği belirtiliyor.

Geçtiğimiz günlerde Alman Uzay Ajansı’nın X-ray teleskopu eROSITA ile çekilen karanlık maddeye ait ilk görüntüler ise oldukça heyecan yaratmış ve tüm dünyada haber olmuştu. Max Planck Dünya Dışı Fizik Enstitüsü’ndeki bir etkinlikte yayınlanan fotoğraflar bilim dünyası içinde de tartışmalara yol açmıştı. Bunun dışında dünyanın farklı yerlerinde de çeşitli çalışmalar gerçekleştiriliyor ve elde edilen sonuçlar kamuoyu ile paylaşılıyor.

Görüldüğü üzere kara madde hakkında çalışmalar sürse de henüz bilim dünyasının hemfikir olduğu bir gerçek ortaya atılmış değil. Önümüzdeki yıllarda bu alanda yapılacak çalışmaların neler getireceğini ise hep birlikte göreceğiz.

Paylaş
Etiketler
Close